Barbaros Hayrettin Heykeli

Barbaros Hayrettin Heykeli

Beşiktaş sahilinde sırtını Deniz Müzesi’ne vermiş, yüzü Barbaros’un türbesine dönük ve onu işaret eder şekilde, bir anıt yükselir. Benim gözümde İstanbul’un en güzel birkaç heykelinden biridir. Müze, anıt, Mimar Sinan eseri türbe, etraftaki eski toplar, az ötede dalgalanan boğaz, hep birlikte, kafamızın içinde bir çağrışımlar ağı örer. Arkasından geçen Cezayir Caddesi, üzerinde yer aldığı Barbaros Meydanı (ya da resmi adıyla Parkı), az ötede başlayan Barbaros Bulvarı da isimleriyle bu ağı pekiştirir.

1944 yılında açılışını İnönü’nün yaptığı anıt hakkında, kaynağı belirtilmese de, wikipedia’da bazı maddi bilgiler var: “…zamanın parası ile 52 bin liraya yapılmıştır. Anıtın tümü 11,50 metre, bronz dökülen kısmı 6 ton 900 kilodur. Bronz işlerini Yusuf Akpınar ve Ali Haydar Seymen yapmışlardır.” (sayfaya erişim: Eylül 2007)

Tanpınar’ın anıtla yaşıt ama hiç yaşlanmamış gazete yazısındaki ifadeyle, “seyredenlerin alnını bir okyanus rüzgarının serinliğiyle dolduran bu tunç zafer rüyasını, Barbaros’un içinden yetiştiği ırkın öz çocukları vermiştir.” Ama belki de bu en önemli bilgiyi, bu güzel heykeli yaratan Zühtü Müridoğlu ve Ali Hadi Bara’nın adlarını, ne zamanın gazete haberlerinde ne de anıtın üzerinde ya da etrafında bulamayız.

Heykelin taş kaidesinin sol tarafında Yahya Kemal Beyatlı’nın Süleymaniye’de Bayram Sabahı şiirinden altı dizeyi taşıyan bir levha vardır.

Barbaros Heykeli kaidesindeki levha

Ancak levhadaki yazım elimizdeki basılı kaynaklardan farklıdır:
Deniz ufkunda bu top sesleri nerden geliyor?
Barbaros, belki, donanmayla seferden geliyor!
Adalardan mı? Tunus’tan mı, Cezayir’den mi?
Hür ufuklarda donanmış iki yüz pare gemi
Yeni doğmuş aya baktıkları yerden geliyor;
O mübarek gemiler hangi seherden geliyor?
– Yahya Kemal Beyatlı

Bu dizelerin İngilizceye bir çevirisini John Freely’nin Strolling Through Istanbul kitabında buluruz (s. 467, Sev Yayıncılık, 1997):
Whence on the sea’s horizon comes that roar?
Can it be Barbarossa now returning
From Tunis or Algiers or from the Isles?
Two hundred vessels ride upon the waves,
Coming from lands the rising Crescent lights:
O blessed ships, from what seas are ye come?

Sanatkarı da Hatırlayalım
Ahmet Hamdi Tanpınar

Bizde sanat hayatının garip bir cilvesi vardır. Sanat ve sanatkardan, çok defa yokluğunu söylemek, kendimizi bildiğimiz veya bilmediğimiz, sadece hatırladığımız veya işittiğimiz başka diyarlar namına kötülemek için söz açarız. Denebilir ki tenkid bizde sanatı bir çırpıda ilga gibi kendisine en az yakışan, hatta bizzat kendisine hayat hakkı bile vermeyen bir vazifenin peşindedir. Bunun dışında sanat üzerinde konuşma çok defa sanatkarın ve sanatın hudutlarını aşan bir laf yığını olur.
Bu hazin itiyadımızı bu sefer Barbaros abidesinde daha iyi gördüm. Barbaros abidesi İstanbul’da, çok kadir bilici insanlar tarafından Türk tarihinin büyük hatırasını taziz için yapılmış bir eserdir. İkinci imparatorluk devrinin payitahtı, Cumhuriyet Türkiyesinin büyük ve tarihi şehri, güzel İstanbul’u bir mazi hatırasiyle süsleyen bu eserle, Türk milleti denizcilik tarihinin şerefi olan büyük Amiralin hatırasını kutlamakta ne kadar haklı ise, İstanbul şehrinin, yattığı yere onun bir abidesini dikmekte o kadar hakkı vardır. Bilhassa denizlerimizi tekrar kendimize açtığımız bu devirde bu hatırlama kadar mesut bir şey olamaz.
Fakat bir şey unuttuk. Barbaros abidesi, oraya kendi kendisine gelmemiştir. Onu sadece resmi makamlar yapmış değildir. Oraya dikilen o üç figür, tabiatın yarattığı insanlar da değildir. Ne Barbaros, ne de onun hayatını yapan ölüm dirim destanında yanı başında cenk eden, ayaklarının ucunda can veren adsız leventler ebedi uykularını bırakıp oraya kendi kendilerini rekzetmiş değildirler. Bu üç figürü, bu üç heyeti umumiyeyi oraya sanatkar dikmiştir. Üç sene dağ yığını gibi çamurla uğraşan, tabiatta mahpus şekli, insan kafasının o güzel çocuğunu sert maddede arayıp bulan, kafasında nisbet fikriyle tarihi şe’niyeti, büyüklük hissini birleştiren, bunu o toprağa, sonra da tunca geçiren büyük sanatkar…
Şu halde Barbaros abidesi bir sanat eseridir. Abidenin açılacağı günler, İstanbul’da bulunamadım. Anadolu içinde zaruri bir yolculuk yapıyordum. İstasyonlarda, otel ve kahvelerde, dost evlerindeki tesadüflere göre, bu abidenin açılacağından ve açılışından bahseden gazeteleri ancak okuyabildim. Bizzat Milli Şef’in abideyi açmış olması hadisenin ne kadar mesut olduğunu gösterir. Bu demektir ki Türk sanatı yeni bir talih ve tarihe giriyor. Milli şef bu lütfuyle yeni başlayan bu sanatı, milli varlığın en öz çocukları arasına koymuş oldu. Bu açış, Türk heykeltraşlığının Türk tarihi namına takdisi idi.
Bu gazetelerin hemen hepsinde Barbaros anıtı ve Barbaros’un hatırası canlı bir şey gibi yaşıyordu. Bu tamamiyle haklıydı. Şehir büyük hemşehrisini bu vesile ile kutluyordu.
Bu sanat eserini bize hediye eden sanatkarlardan bahseden bir satırı beyhude yere aradım. Hayır. Bir kısmı, üzümü sıkıp şırasını aldıktan sonra posasını atan adam gibi Barbaros abidesini almışlar, sanatkarı bir tarafa bırakmışlardı. Büyük bir kısmı ise, sadece açılış merasiminin peşinde idiler. Ve nihayet Barbaros’a ait hatıraların tekrarı vardı. Halbuki hakikatte Barbaros abidesi İstanbul Belediyesinin bir imar veya terfih planı kadar, Türk denizcilik tarihi kadar Türk sanat tarihini de alakadar eden bir meseledir.
Abidenin kendisinden bahsedilmesi, teferruatıyla figürlerin verilmesi, hakkında fikirler yürütülmesi ve nihayet sanatkarlarından bahsedilmesi lazımdı.
Herkes eline geçen Türkçe kitabın muhteviyatıyla İngiliz ansiklopedisinin Barbaros maddesini bir yere toplayınca büyük amiral hakkında bazı fikirler sahibi olabilir. Gazetelerin bu mühim sanat hadisesini ehil kalemlere bir sanat hadisesi gibi yazdırması lazım gelirdi. Hatta bununla da kalmamalı, bu anıtın etrafında kendi sanat meselelerimizin münakaşası yapılmalıydı. Barbaros anıtı senelerce zevkimize bir şey ilave etmeyen ecnebilere meydanlarımızı teslim ettikten sonra nihayet doğru yolu bulan bir zihniyetin mahsulüdür. Ondaki nisbet Reims veya Frankfurt katedrallerinin, Floransa ve Milano şaheserlerinin nisbeti değil, Bursa ve İstanbul’u süsleyen eserlerin, Sinan’ın, Hayrettin’in nisbetidir. İyi ve kötü, bizim havamızdan gelir, mazimizin, tarihimizin içinden çıkar.
Niçin bu vesile ile Türk heykelciliğinin mukadderatından, varsa -ki vardır- mazisinden, şimdiden çok feyizli görünen istikbalinden, diğer sanatlarımızdan ve nihayet Cumhuriyet devrinde yeniden hız alan sanat inkişafının Türk şehirciliğine yapacağı yardımdan ve artık güzellik mukadderatını kendi elimize almamız lazım gelen şehirlerimizden bahsedilmesin?
Başka bir memlekette olsa sayfalar dolusu yazılar yazılması muhakkak olan bu bahisler bir tarafta kalsın, sanatkarlarının adı bile geçmiyordu. Matbuat tarafından sanat böyle mi teşvik edilir? Bir sanatkar ne bekler? Senelerce çamurun arı gibi ısırdığı, yaktığı elin, bir insan başını mengene gibi sıkan fikrin, azaplı tereddütün mükafatı, herhalde eserinden bahsedilirken adının unutulması değildir. Okuyucularıma bu küçük hizmeti ben yapacağım. Türk İstanbul’da, Türk tarihinin bu büyük hatırasını tunca nakleden heykeltraş Zühtü Müridoğlu ile Hadi’nin cömert istidatlarıdır.
Seyredenlerin alnını bir okyanus rüzgarının serinliğiyle dolduran bu tunç zafer rüyasını, Barbaros’un içinden yetiştiği ırkın öz çocukları vermiştir. Yarının bu alaca sabahta, titreye titreye çantası koltuğunda ilk mektebe giden Beşiktaşlı çocukları arasında, birisi, gelip geçerken seyrettiği bu heykele bakarak sanat aşkının kendisini ısırdığını hisseder ve kendisini heykele veya resme verirse, sanatkar kaderini alevden bir gömlek gibi sırtına giyerse Türk tarihinin seyrine bir zincir daha ilave edilecek, bir gelenek daha kurulacak, bir tohum daha yeşermiş olacaktır. Onun içindir ki bu abide ve yurdun her tarafında az çok görülen, fakat yapanlarının adları gereği gibi tekrarlanmayan kardeşleri, bugünün üzerinde en ehemmiyetle durulacak milli hadiselerinden biridir.
Unutmayalım ki sanat sevgi ve alaka ile gelişir.

Ulus, 13 Nisan 1944, sayı: 8152
Tanpınar, Ahmet Hamdi: Yaşadığım Gibi (s.396-398), Dergah Yayınları, İstanbul 1970.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: